Çığlık Tablosunun Asıl Hikayesi : Depresyon, Kaygı ve Ressam Hakkında

Kırmızı ve turuncular içinde kafasının iki yanında elleri, gözleri kocaman açık; diğerleri gayet sakinancak onun kafasının içi bulanık, etrafında bir korku havası var ve ağzında çığlık… Neden mi bahsediyorum:Edvard Munch’ın çığlık tablosu.

Dünya üzerinde en çok bilinen ikinci tablodur -Birincisi Leonardo Da Vinci’nin Mona Lisa’sı- ve farklıversiyonu daha vardır. Bir versiyonu Oslo’daki National Gallery’de, başka bir versiyonu ise Munch Müzesi’nde sergilenmektedir.

Bir ressam klişesi olarak Munch yaşarken eserleri beğenilmemekteydi. O zamanlarda sanatçınındeğerini belirlerken tek bir parametre ele alınıyordu: Çizimin gerçekçilik seviyesi. Bu nedenle ‘Sanata hakaret’olarak tanımlanmakta ve genelde üzüntü, ölüm, hastalık, keser, ızdırap, acı, korku ve kaygı gibi boğucukonuları ele aldığı için ürkütücü de bulunuyordu.Ancak stili ile Andy Warhol gibi isimlere ilham kaynağı olarakyeni bir sanat akımının ortaya çıkmasını sağlamış, Çığlık gibi bir ikon yaratmıştır.Bu derece ünlü ve ikonik bir eser olması genelde iki nedene bağlanır: Kolayca karikatürize edilebilmesive akılda kalıcılığı. Ancak bu eser gördüğümüzden çok daha fazlasını içinde barındırmakta. Resmi incelediğimizde ilk göze çarpan yeşil suratlı, ağzını kocamanaçmış ve ellerini yüzüne koymuş ana karakter. Ana karakterde herhangi birırk, yaş ve cinsiyet faktörlerinin belli olmaması ile evrensel bir karakter halinegetirilmek istenmiş; yeşil suratlı olması ile ölüye benzediğini ve mutluolmadığı, başka bir deyişle yaşayan bir ölü olduğunu ifade ifade etmeyeçalışmıştır. Arka plandaki kızıl- turuncu – sarı ağırlıklı bir gök ve bir denizmanzarasına biraz dikkat ederseniz manzaranın ana karaktere yakınyerlerinin tıpkı ana karakter gibi bozuk olduğunu ve bakışlarınızı ondanuzaklaştırdıkça mazaranın düzeldiğini fark edeceksiniz. Ana karakterinyaşadığı kaygılı halin sadece kendi etrafında, kendi üzerinde olduğu ;diğerlerinin gayet sakin olduğu ifade ediliyor. Arka planla giden arkadaşlarınında ana karakter gibi siyah giymiş olması ana karakterin kendini dearkadaşlarını da beğenmediği anlamına gelmektedir. Arkadaşları anakaraktere oranla daha gelişigüzel, detaysız ve rastgele çizilerek önemsizolduğu vurgulanmıştır. Resimdeki yarım bırakılmış fırça darbeleriyse anakarakterin hayatında yarım kalan şeyleri temsil etmekteAyrıca ressamın günlüğünde şu şekilde bir yazı bulunmuştur:“İki arkadaşımla yolda yürüyordum; güneş battı, bir melankolidalgasına kapıldım. Birden gökyüzü kıpkızıl bir renk aldı. Durupparmaklıklara yaslandım. Alev alev gökyüzü, mavi fiyordun ve şehrinüstünde kan ve kılıç gibi sarkıyordu. Arkadaşlarım yola devam etti; benise büyük bir endişeyle öylece duruyor ve doğada sonsuz bir çığlığıhissediyordum sanki.”Bu yazıya bakarak ana karakterin aslında ressamın kendisi olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Ressam Munch, kendisigibi ressam olan arkadaşlarıyla gezerken panik – atak geçirir. Arkadaşları ise onun panik – atak geçirdiğini fark etmezve yürümeye devam ederler. Munch o an doğanın çığlığını hissettiğini söyler. Resmin orijinal -Almanca- adı da budur:Doğanın Çığlığı(Der Schrei der Natur).Daha sonra ise Munch’un bu hissiyatı yaşamasının bir nedeni olduğunu düşünüp durumu araştırmışlardır. Gerçekten devardı, Mucnh’un zihinsel engelli kardeşi bu resmin yapıldığı yılda akıl hastanesine kaldırılmıştı ve akıl hastanesi deMunch’un çığlıkları duyduğu yere çok yakındı. Belki de ressam, kardeşinin akıl hastanesindeki çığlıklarını duyar gibiolmuştu. Kim bilir?

Sanat içinde yayınlandı

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir