Albert Camus – Yabancı

Eserlerini yalnızlık, uyumsuzluk, acı ile yoğurarak insana her kelimesinde melankolinin gri dumanını kalbinin derinlerinde hissettiren, bunu yaparken kullandığı sanatsal ve kendine has diliyle insanı kendine hayran bırakan bir yazar Camus. Bu eşsiz yazara Nobel Ödülü kazandıran kitabı inceleyeceğiz: Yabancı’yı.

Kitaptan bahsetmeden önce yazar ve yazarın düşünce şeklinden söz etmek istiyorum. Albert Camus bir felsefi akıma öncülük etmekte, Abzürdizm’e. Bu felsefi akım hayatın hiçbir anlamı olmadığını, bir anlam arayışında bulunmanın aptalca olduğunu ve bu arayışın önünde sonunda hüsranla sonuçlanacağını öne sürmekte. Yaşamın anlamsız olması yaşamanın da anlamsız olmasını zorunlu kılmamasına rağmen Yabancı’da bu durum daha depresif bir hale getirilmeye çalışılmış. Yazar, bu kitabın ardından ‘Sisifos Söyleni’ adlı kitabını kaleme alarak ‘Hayatın anlamı yoksa, çabaladığımız her şey sadece bir hiçten ibaretse enden kendimizi öldürmemeliyiz?’ sorusuna bir yanıt aramaya çalışır, bulur da. Albert Camus’nün birbiri arasında çelişki oluşturmaya çalışarak yazdığı kitap çiftlerinin sayısı oldukça fazla. Bunlardan biri de Yabancı ve Sisifos Söyleni.

Okumayanlar için en basit hali ile olay örgüsü şu şekilde: Hikaye ana karakterimizin annesinin ölmesi ile başlıyor. Annesinin ölümünden hemen sonra sosyal hayatı ve insan ilişkilerinde bazı değişimler meydana geliyor ve yeni arkadaşının bir düşmanını kaza eseri öldürüyor. Bu cinayetten dolayı oluşan yargı sürecini ve ana karakterin ölüme gidişini gözlemliyoruz.

Kitapta dikkat çeken durumların biri de ana karakterin adının geçmemesi. Bu yazıyı yazarken ‘Ana karakterin adı neydi ya?’ diye bir an kalakaldığımı da itiraf etmeliyim.

 ‘herkes bilir ki, hayat yaşamak zahmetine değmeyen bir şeydir, aslında 30 ya da 70 yaşında ölmenin önemli olmadığını bilmez değildim, çünkü her iki halde de gayet tabii olarak başka erkekler ve kadınlar yine yaşayacaklar ve bu binlerce yıl devam edecektir.’

Adını göremediğimiz ana karakterin adı Mersault. Mersault hayatı ciddiye almayan, hiçbir şeyi umursamayan, aşırı tepkisiz biridir. Sevgilisi Marie ile aralarında geçen evlilik konuşmasında da bu durum açıkça gözlemlenebiliyor . Hayattan bir beklentisi olmayan karakterin yaptığı tek şey olanları kabul etmek diyebiliriz.

Hikayenin başında annesinin ölümünü zerre kadar umursamayıp hayatına devam etmesi hatta annesi öldükten bir gün sonra sinemaya gitmesi, yeni bir sevgilisinin olması tarzı birçok olay, ilerideki yargı sürecinde jüri tarafında oldukça ayıplanacak ve asıl suçtan bile fazla derecede gündeme gelecektir. Mahkemedekiler karşılarılarında bir katilin oturmasından çok hayırsız bir evladın oturmasından rahatsız olup hakkında idam kararı çıkaracaklardır. Mahkemedeki kişilerin Mersault’ye bakış açısı toplumun uyumsuz insanlara olan bakış açısını temsil etmektedir. Ancak on beygir gücündeki ana karakterimiz, Mersault ortalama bir uyumsuzdan kat ve kat umursamazdır. Belli bir süre sonra hakkında çıkarılan idam kararını dahi kabullenir. Bir insanın ölüme karşı bu derece soğuk kanlı olması tüylerimi ürpertmedi değil.

Kitap içinde yayınlandı

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir